Etiket arşivi: deneme

Anlama Satırları

Az daha aziz kalacaktı martılar.

Yağmur yağmasa ağlamaz bu hatıralar.

Zoraki güneş doğmaz tabi,

kırkıncı yaşını mor bir gömlek kadar sıradan.

25 olası yaşım lacivert bir refüj çalışması sonra bir maviler.

Yüz yıla yine yaşamaz bu saçmalık kolların.

Hakikaten yer çok gök az, yen kol olmaz bir bahtı âmâ.

Zorla iktidar hevesli bir ihtimal,

Çok aklım kalıyor yüreğim tane tane daha az.

Bir barut yeşili eldiven ve kıskanç sarı olmayan saçların var.

Bir takım lakırdılar kulaklarındır duymak,

yol yürümek, dizlerindir uyku bir ihtimal.

Ucu açık bir maviden yazıyorum lacine bu söylemler yarın ölecek kelebekse,

değilse lakin aşığım işte.

Gücüme gidiyor söylemek doğrudan aşığım bile,

çok ahmaksa kafi gülümse.

nasıl okuman gerekse öyle oku!

eller, bunak yüreği komando bağlaç uykum çalıyor aklımı!

sende kalan aklımı,

sende olan hakkımı…

sen başlı başına bir cümle oldun birkaç kelime,

arada kalp yolla soğuk bir nesneyle.

bu bir kelimesi fazla bir,

boncuktan kuş yapsam yapma bingül olur yüreğe yorgun.

öyle gülme kangül sevmez yüreğim

güle yakışıyor binkan

hece olsan devrilir düşerdin sürçerdin dile gül…

HER AKLA BİR ALLAH

Kalabalık, vesaire kalıplar ve ayak bağları,

sahipsiz aklın hürriyeti iblisin muhabbetidir,

 

Ne kadar takunya kaldı memlekette?

-İşte o kadar,

 

Her akla bir Allah,

 

Ne haset müsveddeleriz,

karanlık yığıyor, ağız bozuyoruz keyif ve hüzünde.

Sonra azize, sonra aziz

 

Kısır atlar doğuyor doğaya,

kalpleri midelerine sığan.

 

Hayret ve dehşetle akıyor kelimler ağızlardan,

Lağımlarda buluşmak üzere.

 

Suretlerin heybeti büyük günahların temsilinde.

Sonra sirk soytarıları isyan ediyor,

akabinde yok oluyor ehemmiyet .

 

Duyguların ağzına sıçıyorlar.

Kızarmadan yüzleri üzülme telaşındalar.

Sonra aziz sonra azize. 

 

Her akla bir Allah;

 

Kavga telaşında Tekbirli ağızlar.

Yahut ağız büküyor İslam oymacıları,

arkalarında sığ bakışlardan ordularla.

Kukla kumandan Allah diyor nakit oluyor dualar.

Trampaya giriyor, Allah yerine para.

 

Sonra aziz sonra azize…

 

 

 

Derviş – Massacre Show

Artık reklamlar kadar alışkın olduğu katliam haberlerine aldırmadan zaping yapmaya devam ediyordu Vedat.
Doğu Türkistan…Afganistan…Suriye…Filistin…Mısır…
Reklamlara, magazin haberlerine, dizilere, süslü kadınlara, kaslı erkeklere karışıyordu ölü bedenler.
“Hiç bir şey yok!” dedi Vedat. Ve Afrika savanlarındaki aslanları anlatan bir belgeselinde karar kıldı.
“Acı var, çok fazla acı var.” Dedikten sonra ceylanın etinden parça koparan aslan gibi poğaçadan lokmasını kopardı Derviş.
Aslanlar sürüdeki ceylanları bir bir yakalıyorlardı.
“Evet tüm dünyadan katliam çığlıkları yükseliyor.Her yerden.”
Ağzındaki poğaçayı çayla ıslatıp yuttuktan sonra sordu Derviş.
“Afrika dahil mi?”
“Her zaman… Ne yazık ki… Zeytinli olandan versene.”
Anne aslan avını yavrularıyla paylaşıyor.
Anahtar sesini takiben kapı açıldı.Kör noktada oturan Vedat Derviş’e Derviş’te kapıya doğru baktı Cemal gelmişti.
Cemal ayakkabılarını çıkarırken kendisine bakmakta olan Dervişe itafen;
“Naber abi”
“Vedatta burada”
“Naber abiler”
İki ağız aynı anda açıldı; “İyi diyelim”
“Senden” Dedi Derviş sırf nezaketen.
“Yarınki gibi, dünle aynı yani.”
Vedat’la Derviş göz göze geldi.
“Akşam okundu mu?” diye sordu Derviş.
“Öğleden sonrasını duymadım” Dedi Cemal odasının kapısını kapamadan önce.
Vedat masadaki sigara paketine uzanırken sordu”İşe gecikmiyor musun sen?”
“İş? Ha bugün izinliyim”
“Son yedi aydır olduğu gibi…”
“Patronum iyi bir adam”
Derviş Marlboro’sından aldığı nefesi üflerken televizyonda da son dakika haberi olarak Gazze’yi gösteriyordu.Gazzeden dumanlar yükseliyordu.

Öncesi: http://www.bakbuboyle.com/arsivler/449

Sonrası: “Jack Daniel’ı bilir misin?”
“Evet tanırım kendilerini ve muhtemelen tanışıklığımızdan ötürü cehennemde yanacağım.”

Garip Duygular

Aynı şehirde bulunmak hiç bu kadar garip gelmemişti küçük kıza…

Suya sererdi o umutlarını;

Yağmurlu günlerde değil sadece,

Güneşin acıtarak yaktığı günlerde bile suya sererdi o umutlarını…

Hayaller biriktirirdi hep,

Gözlerinden akıtamadığı;

Gülüşünde yansıtamadığı ne varsa hayallerinde birikirdi…

Çok değer verirdi canlılara;

Dünya herkesin olmalıydı ona göre, özellik kavramına karşıydı küçük kız…

Yalnız kalmayı sevmezdi pek,

Yazacağı ne varsa kalabalıkta yazardı;

İnsan içinde olmayı severdi o hep, birliktelik ruhuna kazınmıştı adeta…

Terası Boğazı gören ufak ama şirin bir evi vardı;

Ah o terasta ne şiirler yazılırdı…

Bakmakla görmenin çok farklı kavramlar olduğunu da defalarca orada kanıtlamamış mıydı zaten !

Çok düşünürdü, yazardı fazlasıyla, kendini yeterli bulmasa da meraklıydı edebiyata;

Pazarlamadan da çok meraklıydı edebiyata ihracattan da,

Sevmezdi resmi işleri,

Ciddileşmeye başlayan herşey sıkardı fazlasıyla küçük kızı…

Evet, şimdi aynı şehirde bulunmak fazlasıyla garip gelmişti ona;

O’nun la aynı şehirde bulunmak!!!

O’nu putlaştırmamıştı oysa,

O’nu istemiş miydi onu da bilmiyordu…

Belki de suya serdiği umutlardaydı ufacık bir zerre,

Büyüdü belki de, yeşerdi yerinde

Belki içinde büyüttüğü hayallerden biriydi sadece;

Büyüdükçe kalbinde yer etmeye başladı belki de,

Belki de sadece bir BOŞLUK’tu, içinde bile yer edemeyip açıklarına vurmuştu…

 

 

Yasak Elma

Ben hep çocuk kalacaktım. Kalbim kırılmayacak,hayallerim satılmayacaktı. Çocukluğumu kimse elimden alamazdı. Yasak olanlar yasak kalırdı. Ama insanlar çok severmiş meğer yasakları. Ölüm yasak olsaydı onu da isterdik değil mi? Evet isterdik. Tıpkı cehennemi var eden yasak elma gibi.

Farkında olmadan büyüyordum. Korktuğum hayattan kendime pay çıkararak. Hayallerim başkalaşıyordu. Pamuk şekerle uyuduğum geceler yerine babam gibi elini tuttuğumda bana huzur veren insanı hayal ediyordum. Acaba gelip yüzünü gösterir miydi o da benim rüyalarımda?

Zil Zurna Mürekkep 12

Mutluluk yağmaladığın yürekler tarafından senin olmaktan çok öteye götürüldü, baktığın gözler senden çok başka birine ait. Affı vicdana ters düşen yaratılmış, boğulduğun sıradanlıkta mutlu olmayı dilemek komik değil de nedir? Ait olmayan ve ait olunmayan, bencillik dokumak satır satır ahmaklık üzere.

Koyu bir kıvam az biraz akılda kalan, değerleri sahibini aşan bütün cümleler acıtmamalı ahmak beynini, yarınları yüzlerine dokunmuş acınası, aciz alışmışlık kurbanları! Farklılıktan korkmak mükemmel yaratılmışlara yakışmaz, yaratıcı her birine bir başka akıl ihsan etmişse! Adı ağza ağır gelen, boş bir ahmağa ıslanmak. Bu derece yoksul beyinler var olmamalı, yok kadar değerli bu vaktin arkasında kalan bütün hükümler. Yaşadığın hak ettiğindir, haklı ya da haksız olmak konusu değil bu, evvelce bahşettiğim gibi. Ne denli uzak ve kuvvetli olsa da mutlu olman söylemim, demek taşıyamıyor bedenin, işte bu sebepten, yapılması gereken hiçbir şey yapmamaktır sana dair…             

  

Soyut Kavramlar 2

Ölü gökyüzünde yaşamak değil mi bu? Biraz kin biraz toprak! Bakışları dul kalmışların bakir geleceklerinde yarım yamalak umutlar, başıboş sokak yaratıklarınca katli haklı sayılır, başı-boş aklı yok olanın. Aynı bakmak her köşede aynı kalmak! Bütün yarını bugünden ibaret bilmek, bu tam olarak henüz kokmamış cesedin yaşamını koklamak gibi. Giderilemeyen açlık kendi ırkını yemekle sonuçlanır çoğu zaman. Yaratıldığın gibi öylece saf ve berrak…

Adı olmayan kâtibin her satır sonuna başka mahlaslar düşünmesi bilinçsizce,

Sevimsiz sevilere sevgili olmak mümkün değildir maddeye tapmadan. Akıl yetmeyen yaratıcı tarafından yaratılmak ne güzide, yaşamak yüklendiğin anlamlar kadar yozlaşmadan! Biçimli doğumlar biçimsiz yaşamlarca bilinçsizce harap edildi. İlahı kul olanların bir şekilde hiç olmuştur insanlığı.

Bir baş kaldırmak bin fikir doğurmaktır yürekli yaşanmışlıklarda. Yüzleri yağmalanmış insanlar değer biçmeye değmeyenlerdir. Merhamet üzere yaratılmışların yeterice umutla toprakla harmanlanması dileğiyle.      

Anlamak Ve İnanmak

Sakin olmak vakti değil mi bu vakit? Yoksa yaratıcı yalan mı söyledi yarattıklarına? Salt insanlığı mı yarattı başka daha başka nesneler yok mu? Peki, o zaman biz yaratıklara neden başka başka sorumluluklar yükledi amaç sadece merhametinin yüceliğini göstermek mi? Belki de dalga geçmek istedi olamaz mı? Ademin yediği elmanın suçunu milyarlarca adem evladına neden yükledi? Yani o zaman babası suç işleyen bütün evlatlar neden hapse atılmıyor? Madem insan en mükemmel yaratılmış öyleyse insan suretli ucubelerin bu denli aşağılık olmasına neden müsaade etti? Yani anlamsız mı yoksa bütün olarak din dedikleri telkin? Bu basit sorular bile akla kurt düşürebilir insan aklına kurt düşerse insanın hükmü kalmaz, hükmü kalmayan insan et ve kemik yığınından başka nedir? Nasıl olur da   yaratılmışlar için bir imtihan dünyası olur yaratan her şeyi biliyor, öyleyse yarattıklarından hangisinin nasıl bir sona ulaşacağını da biliyor, madem  kim mükâfata kim cezaya mahkûm edilecek biliyor, yaratıcının canı mı sıkıldı ki bu denli mükemmel bir sınava tabi tuttu insanları? Sonunu bildiği fakat izlemekten keyif aldığı bir film mi acaba bu? Düşünce yüklü yılların hasat zamanı, basit sorular ağır yaralar açar alınmadığı zaman ciddiye, bütün yükü milyarlara bölünmüş bildiğimiz dünya… Ayrıntılar alabildiğince aydınlatır aslında! Yaratıcı ve yaratılan bir biçimde ulaşılmalıdır sonuca ya sevi olmalıdır sorgusuz ve ilahi, ya inanmak olmalıdır kapalı gözlerle, sonuç olarak sorgulamak inanmak içindir. Anlamadan inanmak anlamsızdır…Anlamak ve inanmak dileğiyle…    

Biz İnsandık!

Bir zamana hayran, sonrasına köle, bir takım insanlarız.umuttan prefabrik konutların kiracıları olmaktan öte değiliz ne adam gibi umudumuz kaldı ne de insan gibi sevgimiz! Bir takım insanlarız kimi insanlar için çalışan, kimi insanlarız bazı insanlara uşaklık eden, bazı insanlarız insana biat eden. Kapital kopyalarız insandan önce, etten kemikten önce yatırımız, sevmekten önce cinsel arzularız, saygıdan önce çıkarız! Biz bir takım insanlarız kendimizi kimi insanların dudaklarından çıkacak olası cümlelere hapseden. Peki biz ne zamandan buyana insanız? Doğru soru en son ne zaman insandık! Hayran olduğumuz vakitte mi kaldı insanlık?

Bizler insandık hala gerçekten sevebiliyorduk,
Bizler insandık samimiyken,
Et ve kemikten öte ruhu olan varlıklardık dibine kadar maddi hırsa batmadan,
Gerçekten insandık vicdanımızı duyarken,
Sevgilinin anlamını bildiğimiz zaman,
İnsandık bizler pornografik yaşamdan evvel,
Menfaatten önce insandık,
Gülümserken de insandık biz,
Bencilliğe boğulmadan önce ne güzel insandık be biz.
Düşünürken, kendi umutlarımız henüz satılmamışken,
Büyüğün büyüklüğünü, küçüğün küçüklüğünü bildiği zamanlardı o zamanlar,
Biz ne güzel insanlardık be!
Maddeye tapmadan önceydi tabi,
Bizler insandık gerçekten,
Hem de harikulade insandık!

Maddenin insan Hali – 1

Ve bu vaktin insanının anlamına koyarak başlamak bu satırlara beni sana çirkinleştirir, benim için sorun değil çirkin ya da güzel olmam sonsuz yapıda var edilmiş Âdem evlatlarıyız sonuçta… Spermle başlayan biyolojik serüvenin şekillenmiş halidir insan, topraktan gelen sadece Âdem ve Havva, dolayısıyla ilk iki insan dışındaki hiçbir insan topraktan var edilmemiştir kesin olan toprakla harmanlanacağımızdır.

Âdem evladı nankördür, kötüdür, kalleştir, ahmaktır ve sürekli hata yapabilecek potansiyele sahiptir bunun üzerine yüzlerce söylem vardır; anne sütünün pişmeden servis edilmesi insanı nedense kötü kılar çiğ süt olarak bahsedilen anne sütü, var olduktan sonra ilk tüketilen besin yüzünden suçlanmak garip. Yaratıcının en bilindik ceza yöntemi yakmaktır, insan beden olarak tamamen çiğ bir yapıda var edilmiştir yanabilmesi için, düşünsel açıdan sınırları olmayan bir arazi gibidir insan zihni, sonsuzluğu barındırır kendi içinde. Bilgi, hayal gücü, anlayış gibi kavramlara çekilen sınır belirler hayatın akışını ve manevi anlamda tecrübelerin kadar geniştir sınırların. Yanmadan sevemezsin; bir kadının anne olabilmesi için gerekli olgunluğa ulaşabilsin diye vardır doğum sancıları, bir erkek anasından emdiği süt burnundan gelmeden sevemez tam anlamıyla bir kadını, Sen çileni doldurmadan kavrayamazsın yaratılışı…