kerahet-vakitleri

Dervis – Kerahatte Kıyamet Umudu.

Kerahet vaktinin güneşi kendine yol bulduğu binaların arasından süzülüp

tek kanat pencereden yüzüne vurdu, aynı zamanda havasız odanın ve

içinde barınan insanların yaymış olduğu kötü kokunun ciğerlere nüfuzu hayli çekilmez kılıyordu uykuyu.

Bir süre böyle direndikten sonra tepesine dikilen karaltıdan gelen sesle birlikte gözlerini araladı.

– Gecen karanlık olsun dostum. Günaydın diyemiyorum.

Yatağın içinde vücudunu esnetirken belli belirsiz bir sesle “Eyvallah” dedi.

– Yine geç mi yattın ?

– Geç biraz erken olur.Gün doğarken ben ölüyordum. Uyku yarı ölüm derler ya.

Yatağın içinde doğrulup oturdu, kominin üstünden paketi ve çakmağı aldı.

Çakmağın alevi ile gözleri iyice açıldı ve karşısında plastik sandalyede oturanın Vedat olduğunu anladı.

Sesinden çıkaramamıştı. Algı mekanizmasının geç çalışmaya başlamasından olsa gerek.

Zaten günü bu saatine başka kim olabilirdi ki? Bu saatlerde bu eve ya Vedat gelir ya da ecel.

“Sallasan” dedi Vedat. Sigarayı kastederek.

– Gece uykusu daha sağlıklı dostum geceleri uyumalısın. Dudaklarının arasındaki Marlboro’yu yaktı.

– Bunu diyen arkadaşım her gün öyle yemeğinde fast food yiyor.

Derviş batmakta olan güneşe bakarak;

Aslında güzel oluyor bu saatlerde uyanmak, anlık bir mutluluk yaşıyorum.

Algılarım biraz geç devreye giriyor galiba, gözlerim açılıp algılarım devreye girene kadarki süre zarfında.

– ilginç, bu mutluğunun sebebi ne peki.

– Uyandığım zaman , dedim ya algılarım geç devreye giriyor. Güneşe bakıyorum ve sanki gün batımında değilde gün doğumunda uyanmışım ve güneş batıdan doğuyor.

Evet diyorum, sonunda, tamam, tüm o söylenenler doğruymuş; işte güneş batıdan doğuyor. Sonunda bitecek tüm o hengame, tüm o karmaşa, düzensizlik, kaos. Bitecek tüm acılar, zulümler.

Öfke , kin olmayacak artık. Bitecek tüm o anlamsız savaşlar, kavgalar , yarışlar…

Tabi sonra idrak ediyorsun ne zaman yattığını ve ne zaman kalkmış olabileceğini.

– Ömrümde bunun kadar saçma ve salakça bir şey duymadım.

– Bunu diyen arkadaşım arabasına bomba koyulacağı düşüncesinde dolayı araba almıyor. Hiç bir umut mantıklı temeller üzerine oturtulamaz.

İnsanlar her gün o kadar salakça şeyleri umut ediyor ki, bizimkiler onların yanında daha akla yatkın kaçar.

– Haklısın…

Derviş umursadığından değil sadece ortamdaki sesizliği dağıtmak için ve sorması gerektiğini düşünerek sordu; Günün nasıldı.

– Sıkıcı; bugün de çantasında bomba olan kimse gelmedi.

Vedat şu sıralar bir kapitalizm mabedinde (avm) güvenlik görevlisi olarak çalışıyor.

Şu sıralar çünkü sürekli aynı işte çalışan bir tip değildi hayatın farklı zamanlarında farklı işlerde çalışır.

Bazı zamanlarda çalışmaz. Bunun sebebi çalıştığı kereste atölyesinde bir işçini kolumu testereye kaptırması beklemesi,

apartman inşaatında birinin dokuzuncu kattan düşmesini beklemesi yada avm’ye sırtında bomba olan birini gelmesini beklemesiydi.

Çünkü bu ve bunun gibi olayların hiç biri olmuyor ve o iş günden güne daha sıkıcı bir hal alıyordu Vedat için.

– Umudunu kaybetme dostum beklediğimiz her şey bir gün gelir…Genelde hiç ihtiyacımız olmadığı bir anda gelir.

– Şu sıralar çok ihtiyacım var. Gelmeyecek desene.

Kısa süreli sessizlikten sonra “Ezan okundu mu?” diye sordu Derviş.

– Biliyorsun namazda gözüm yok haliyle ezanda da kulağımın olmasını bekleme.

– Haklısın.

– Aç mısın, poğaça almıştım.

– Çay koyayım ben.

Nihayet uzun süren bir birlikteliğin ardından yatağından kalktı.

Güneş yerini aya bırakmaya hazırlanırken kafasındaki kırk tilkinin oluşturduğu kortej eşliğinde mutfağa doğru yol aldı derviş…

Vedat radyoyu açtı ve radyoda Mazhar ve Fuat ikilisinin “Adımız Miskindir Bizim” şarkısı çalmaya başladı…

[vsw id=”lV_HB0CTlRQ” source=”youtube” width=”425″ height=”344″ autoplay=”no”]

Öncesi : http://www.bakbuboyle.com/arsivler/437

Sonrası :

Yayınlayan

Oğuz Gökberk Afşar

https://twitter.com/ouzgkaf , https://www.facebook.com/oguzgokberk.afsar Gregoryen takvimine göre yılın 276., Artık yıllara göre ise 277. gününde.3 Ekimde.1992 yılında.Ciğerlerini yakan oksijenle kendine geldi. Gayet sıradan geçen ilk 6 yılın ardından noluyoz lan demeden güzide eğitim sistemimizin mekanik darbeleriyle yıpranmaya başladı ve bu darbelerin kendini yontmamasına karşı direnmeye... Ondan geldiği haliyle kalmak için ne ise o olmak için sistemin benliğini yıpratmaması için... Böyle geçen 14 yılın ardından başladığı Karadeniz Teknik üniversitesinde hali hazırda böyle devam etmekte sonunun hayır olması umuduyla...

Bir Cevap Yazın