Liberation___Colombia_by_anthonyasael

Özgürlüğün Hükümdarı

Işık süzüldüğünde küçük odasına rahatı kaçardı. Perdesi olsa kapatır kurtulurdu. Sokaktan topladığı gazete parçalarını düzensiz şekilde pencerenin kirden görüntü kaybı yaşatan yüzüne sıvadı. Tamam dedi artık gün ışığı gündelik kullanılmış ve değeri yokluğa kurban edilmiş gazete parçalarına çarpacak kendisine erişmeden kendince defolup gidecekti. Zaman olgusu yıllardır dokunmadığı kadın bedeni gibi geliyordu… Heyecan verici fakat korkutucu! Tek odalı, kimisine göre köpek bağlasan durmaz güzellikteki evinde kırık naylon sandalyesi, bacakları olmayan tuğla destekli masası,içinden taşmış kireci dış yüzüne kusan küçük çaydanlığı… Onun evinde tek bir dil konuşulur ve yalnızlık o dili yutardı.

Dilsiz barakanın kendince haklı hükümdarıydı o.Hayat ona acımasız değildi çünkü hayat onun için acınası olmuştu. Yazmaya başlamadan silinen boş defter yaprakları onun gölgesinde vardı sadece ve huzurunu gamsızlığına yıkardı. Hayattan hiçbir zaman tokat yemedi çünkü acındırmadı hiçbir zaman hiçbir yerde ruhunu ve benliğini, hayat ona hiçbir şey vermedi çünkü ne zaman diğerlerince güzel sayılan olgular kendi çevresine özgürlüğüne pazarlık atmaya kalksa, dudaklarından sıçrayan sözcükler onların aklının kendisine güç yetiremeyeceğini en kaba şekilde anlatır, kendisine ve düşüncelerine tecavüze yeltenilmesini engellerdi. Doğduğu yıllar siyasetin en tecrübesiz yılları olduğundan tüm gençliği orantısızca katledilen nesildendi.Gençlik döneminden kalan hatıra kırıntıları zihninde volta atarken düşüncelerine ve kendine güzel gelen her hatırasına insanlık çizgisini hiç bulamayan toplum hizmetçisi olan devlet görevlilerinin, sosyal statü kavgasıyla karışık topluma hakareti ve ezmeyi yeri gelince güzel bayana peşkeş çekmeyi hatta tutturabilirse hayvani arzuları dindirmeyi, dosya kapağı açıp maaşına milleti sömürerek ek gelir yapmayı, kendi üstüne yavşamayı kişilik edinmiş yaratıklar resmen sıçmıştı anılarının ağzına. Hayat ona audi arması gibi geliyordu birbirine geçmiş dört halka gibi. Hepsi yuvarlaktı ve ayrılmaz biçimde birbirine geçmişti ayırmaya da ancak kıyamet gerekti.Düşünmekten resmen kafası kusacaktı. Ani bir belirti süzüldü zihninden devletin ve toplumun özeti, gençken izlediği porno filmlerin son sahneleri gibiydi ağzı açık toplum eli organında devlet! Pis kokan suratından uzun zamandır ilk kez aydınlandı o pis gülümseyişi. Uzandığı yırtık battaniyesinden doğruldu eline cebine attı, üç küçük çakıl taşını avuçlarına aldı. Koyu renkli şekli en düzgün olanı aldı önce parmaklarıyla ve gözlerini uzun süre çakıl taşının üzerinde gezdirdi, bu koyu renkli şekli düzgün olan taş gerçekten sevdiği tek kadını simgeliyordu onun için.Açık renkli şekli diğerine göre daha bozuk olan taşı aldı ona da aynı heyecanla baktı, o taş dostunu simgeliyordu.en son diğer taşı aldı ve ona da aynı heyecan ve ayrı duygularla baktı. Hatırladığında mutlu olduğu olguların simgeleriydi o çakıl taşları , hiçbir maddi güç bu duyguları satın alamazdı. Onun çakıl taşları dünya çapında maddi gücü olan insanların tüm varlıklarından ve tüm insanlığın varlığından daha önemliydi. Elindeki taşları öptü ve cebine iliştirdi tekrar boş şarap şişesindeki son damlaları diline damlattı, şişeyi diğerlerinin yanına yuvarladı ve işte dedi işte bu kadar farkında olmak! Bütün mesele buydu her şeyin farkına varmıştı sosyal çevrede güç simgesi sayılan para ve statü sayesinde insanlar resmen cahiliye devri köleleri gibi sistem içerisinde köle olmuşlardı onları sistem alıp satıyordu.Kendi haline şükretti, ya onlar gibi topluma karışıp sistemin köle pazarında köle olsaydı?işte o zaman o paha biçemediği çakıl taşlarını ezip geçecekti! Kendisine başkaları emredecek, kendisi olmadan başkalarının şekillendirdiği kalıplara bürünecekti! İşte o zaman gerçekten acınası durumda olacak ve sadece hayattan değil mevkiden makamdan ve tiksindiği yaratıklardan her gün binlerce tokat yiyecek, şamar oğlanına döndüğü yetmeyecek yeri gelince kendide başkalarını tokatlayacaktı! Gazete parçalarını sıvadığı camdan söktü sokağa baktı,insanlar sistemin çarkını döndürmek için koşuşturuyordu yük hayvanları gibiydiler.Kendisine Acınası gözlerle bakan o insanlara o denli acıyordu ki kendi durumlarının farkına varmamaları için dua ediyordu. Eğer onlar kendi yaşantılarının farkına varırlarsa acizliklerine ve köleliklerine isyan eder sapıtırlardı. Mutluydu çünkü o, sistemin çarkına yük hayvanı değil kendi hayatına hükümdar olmuştu… Benliğine hükmedebildiği kadar özgürdü,özgürlüğüne hükmedebildiği kadar insandı…

Yayınlayan

Kemal Samed

Deneme,şiir vesaire... Sosyal Medya; https://www.facebook.com/kemalsamed.yasa https://twitter.com/ezkiya

Bir Cevap Yazın